Depresyon mu, Bipolar Bozukluk mu? Hipomani Neden Gözden Kaçabilir?

Esra Tanrıöver
#hipomani #bipolarbozukluk #duygudurumbozuklukları
Depresyon çoğu zaman kişiyi yardım aramaya yöneltir. Yataktan kalkmak zorlaşır, daha önce kolayca yapılan işler ağır gelir, gelecek giderek daha karanlık görünür. Kişi bir şeylerin yolunda olmadığını fark eder ve çoğunlukla anlatmaya da buradan başlar.
Bipolar bozuklukta görülebilen yükselmiş duygudurum dönemlerinden biri olan hipomani ise aynı açıklıkla “Bir sorunum var” demez. Bazen kişinin uzun zamandır özlediği hâline kavuşması gibi yaşanır. Enerji artar, zihin hızlanır, daha az uyku yeterli gelir. Yeni fikirler birbirini izler; konuşmak, plan yapmak ve risk almak kolaylaşır. Çevresindekiler değişimi fark etse bile kişi kendisini hasta değil, nihayet iyi ve verimli hissedebilir.
Bu nedenle depresyon hatırlanırken hipomani çoğu zaman özlenir.
İyi hissetmek ne zaman bir belirtiye dönüşür?
Hipomani, kişinin olağan hâlinden belirgin biçimde farklılaştığı; duygudurumla birlikte enerji ve etkinlik düzeyinin de arttığı bir dönemdir. Uyku ihtiyacında azalma, düşüncelerde hızlanma, konuşkanlık, özgüven artışı, aynı anda çok sayıda işe yönelme ve sonuçları yeterince düşünmeden karar verme görülebilir.
Burada önemli olan yalnızca kişinin kendisini iyi hissetmesi değil; değişimin belirli bir süre devam etmesi, önceki işleyişinden farklı olması ve başka belirtilerle birlikte ortaya çıkmasıdır.
Hipomani neden fark edilmeyebilir?
Hipomaninin bazı özellikleri gündelik yaşamda olumlu kabul edilen özelliklere benzeyebilir. Üretkenlik, az uyku, hızlı düşünme ve kendine güven çoğu zaman başarıyla ilişkilendirilir. Kişi işlerini yetiştiriyor, yeni ilişkiler kuruyor veya uzun zamandır ertelediği planlara başlıyorsa bu değişimi sorgulamak için bir neden görmeyebilir.
Hipomani, mani kadar ağır bir işlev kaybına yol açmayabilir. Hastaneye yatış gerektiren, gerçekliği değerlendirmenin bozulduğu veya yaşamın belirgin biçimde dağıldığı bir tablo ortaya çıkmadığında yaşananlar mizacın bir parçası olarak görülebilir.
Psikiyatrik başvurular ise çoğunlukla çökkün dönemlerde gerçekleşir. Kişi geçmişteki enerjik dönemlerini hastalığın bir parçası değil, depresyonun olmadığı zamanlar olarak anlatabilir. “O sırada çok iyiydim” diye hatırlanan bir dönemde daha az uykuya rağmen yorulmama, olağandan hızlı konuşma, artan harcamalar veya alışılmadık kararlar bulunabilir.
Bu nedenle bipolar bozukluğu değerlendirirken yalnızca kişinin bugün nasıl hissettiğine değil, duygudurumunun zaman içindeki seyrine bakmak gerekir.
Her enerjik dönem hipomani midir?
Elbette değildir. İyi bir haberin ardından neşelenmek, yoğun bir çalışma döneminde daha az uyumak veya depresyon düzelirken enerjinin geri gelmesi tek başına hipomani anlamına gelmez. İnsanların doğal enerji düzeyleri ve kendilerini ifade etme biçimleri birbirinden farklıdır. Önemli olan kişinin kendi olağan hâline göre belirgin bir değişim yaşamasıdır.
Uyuyamamakla daha az uykuya ihtiyaç duymak da aynı değildir. Uykusuzluk yaşayan kişi uyumak istediği hâlde uyuyamaz ve ertesi gün yorulur. Hipomanide ise birkaç saatlik uykuya rağmen dinlenmiş ve olağandan enerjik hissedebilir. Yine de bu ayrım tek başına tanı koydurmaz.
Depresyon ile bipolar depresyon nasıl ayrılır?
Depresif dönemin içinden bakıldığında bu ayrım her zaman mümkün değildir. İsteksizlik, keyif alamama, uyku ve iştah değişiklikleri, enerji kaybı, değersizlik ve umutsuzluk her iki durumda da görülebilir. Farkı çoğu zaman tek bir belirtiden çok, yaşam boyunca ortaya çıkan duygudurum dönemlerinin bütünü gösterir.
Geçmişte olağandışı enerji artışlarının bulunması, uyku ihtiyacının belirgin biçimde azaldığı dönemler, tekrarlayan depresyonlar, ailede bipolar bozukluk öyküsü veya bazı tedaviler sırasında ortaya çıkan belirgin hızlanma değerlendirmede dikkate alınmalıdır. Bunların hiçbiri tek başına bipolar bozukluk anlamına gelmez; daha ayrıntılı bir duygudurum öyküsü alınmasını gerektirir.
Depresyon ile bipolar bozukluğun tedavi yaklaşımları aynı değildir. Bu nedenle hipomaninin tanınması yalnızca doğru tanıyı koymak için değil, tedavinin güvenli ve kişiye uygun biçimde planlanabilmesi için de önemlidir.
Psikiyatrik değerlendirmede amaç kişinin olağan neşesini veya üretkenliğini hastalıklaştırmak değildir. Amaç, ruhsal durumdaki değişimlerin kişiye özgü seyrini ve bunların ilişkiler, kararlar, uyku düzeni ve işlevsellik üzerindeki etkilerini anlamaktır. Bazen depresyonu anlayabilmek için yalnızca kişinin ne kadar aşağı düştüğüne değil, düşüşten önce ne kadar hızlandığına da bakmak gerekir.